BAKIRKÖYDE KADINLARDAN İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN İPTALİ PROTESTOSU

Kadına yönelik şiddetle mücadelede devlete önemli yükümlülükler getiren İstanbul Sözleşmesi'nin gece yarısı Cumhurbaşkanlığı kararıyla feshedilmesine isyan eden Bakırköylü Kadınlar, Özgürlük Meydanı'nda bir araya geldi.

Reklam
Reklam

Sosyal medya üzerinden yapılan çağrıya katılan yüzlerce kadın, “İstanbul Sözleşmesi’nde yazılan maddeler kimi neden rahatsız etti” diye sorarak, kâğıt parçası diye bahsedilen sözleşmenin kadınların yaşam hakkını savunduğunu, devletin sırtına sorumluluk yüklediğini, bu sorumluluktan kaçma derdinde olanların da sözleşmeden vazgeçtiğini vurguladı.

Kadınlara sormadan kadınların geleceği hakkında verilen karara öfkeli olduklarını, alınan kararı tanımadıklarını, sözleşmeden geri çekilme kararından vazgeçilerek uygulamaya sokulmasını, sonrasında da insanca yaşamı hep birlikte inşa edeceklerini belirten kadınlar, “İstanbul sözleşmesi bizimdir, bizim kalacak” dedi.

Basın açıklaması öncesi konuşan Sol Parti İstanbul İl Başkanı Leyla Koç Üzüm, İstanbul Sözleşmesi’nin kadınların deneyimleriyle, kadınlar tarafından yazıldığını belirterek, “Bugün yapılması gereken sözleşmenin her alanda etkin bir biçimde uygulanmasını sağlamaktır. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve şiddete karşı mücadele öncü olan İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğiz!” diyerek, sözleşmenin feshinden geri dönülene kadar meydanlarda olacaklarının altını çizdi.

“KADIN DÜŞMANLARININ SÖZÜNÜ ONAYLAYAN TEK BİR ADAM”

Meydanda toplanan yüzlerce kadın adına yapılan basın açıklamasını okuyan Yeşiller ve Sol Partisi Bakırköy Eş Başkanı Şeyda Ateş, İstanbul Sözleşmesi’ne karşı yürütülen kadın düşmanı, dinci ve muhafazakar kampanyaların sonucunda bir gece yarısı Cumhurbaşkanı kararı ile sözleşmeden çıkıldığının ilan edildiğini belirterek, “2011 yılında mecliste onaylanan tüm kadınları ilgilendiren sözleşme, kadınları şiddete mahkûm etmeyi kafasına koymuş kadın düşmanlarının sözünü onaylayan tek bir adam tarafından gece yarısı kaldırıldı” diyerek şöyle devam etti.

“ERKEK DEVLET”

“İstanbul Sözlemesi’ni tartışıp duruyorlar, çünkü kadınların şiddete mahkum olmasını istiyorlar. Kadınlar hayır diyemesin, kadınlar şiddete ses çıkaramasın, kendi hayatları hakkında karar alamasın istiyorlar. Kadınları korumakla yükümlü olan devlet ise erkek devlet olduğunu bir kez daha gösterip kadınların haklarını, can güvenliğini hiçe sayıyor.

Aile yapısı bozuluyor, toplum değerleri parçalanıyor diyerek kadın düşmanlığına çağrı yapanlar, kadınların ve çocukların her türlü şiddete maruz kaldığı toplum ve aile düzenini savunuyor. Kadınların özgürleşmesinden korkuyorlar. Kadınlar üstündeki egemenliklerini kaybetmemek için çırpınıyorlar.

“TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ LAFINI DAHİ DUYMAK İSTEMİYORLAR”

İstanbul Sözleşmesi’nden nefret ediyorlar çünkü toplumsal cinsiyet eşitsizliği lafını dahi duymak istemiyorlar. Eşitsizliği doğallaştırmak, kadınları erkeklere tabi kılmak için fıtrattan, adaletten dem vuruyorlar. Bizler ise biliyoruz ki eşitlik olmadan adalet olmaz!

 

Kadınlara yönelik şiddeti önleyen, koruyan, kadınları güçlendirecek destek mekanizmalarını oluşturan ve failleri cezalandırma yükümlülüğü veren bir sözleşmeden çekilmek, devletin bu yükümlülüklerden kaçması anlamına gelir. Kadın cinayetlerine karşı, kadına yönelik şiddeti önlemek için sorumluluk almayı reddettiği anlamına gelir. Bu devletin kadınlara karşı olduğu anlamına gelir.

 

Bir sonraki kadın cinayetinde ortalıkta ikiyüzlü açıklamalar yaparak, cezasızlığın kol gezdiği bir ülkede, ağır ceza getireceğiz safsataları ile kamuoyunu yatıştırmaya çalışacaklar. Biz ise biliyoruz ki şiddete maruz kalan, öldürülen her kadının, fail kadar suçlusu, devlettir.

 

“SÖZLEŞMEDEN ÇEKİLME KARARI ANAYASA’YA VE ULUSLARARASI İNSAN HAKLARI HUKUKUNA AYKIRIDIR”

 

“Halk istiyorsa sözleşmeden çekiliriz” diyen iktidara karşı halk "İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” dedi. Kadınlar, “İstanbul Sözleşmesini Uygula” dedi, “Haklarımızdan ve Hayatlarımızdan Vazgeçmiyoruz” dedi. Aylardır bu taleplerimizi bulunduğumuz her mecradan iletmemişiz gibi İstanbul Sözleşmesi’nden asla vazgeçmediğimizi haykırdığımız 8 Mart’ın hemen ardından, bir gece yarısı Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile İstanbul Sözleşmesinden çıkıldığını Resmi Gazete’den öğrendik. Sözleşmeden çekilme kararı Anayasa’ya ve uluslararası insan hakları hukukuna aykırıdır. İnsan haklarına aykırı faaliyette bulunmak devletin yetkisini açıkça kötüye kullanmaktır. İstanbul Sözleşmesi yani kadınların yaşam hakkı kimsenin iki dudağının arasında değildir. Tüm ülkeyi etkileyecek hiçbir karar demokrasi yok sayılarak "aldım oldu" ile halka dayatılamaz.

“BİZLERİ ŞİDDETE VE ÖLDÜRÜLMEYE MAHKUM ETMENİZE İZİN VERMEYECEĞİZ”

Tüm kadınların özgür ve korkusuzca yaşamaları sağlanmadan böyle bir yaşamın olanaklarını yaratacak olan hiçbir sözleşme, yasa, uygulamadan vazgeçmiyoruz. Hayatlarımıza dair kararları biz alırız! Hayatlarımızın ve haklarımızın tek bir adamın kararına, kararnamesine bağlı olmasına izin vermiyoruz Haklarımızı elimizden almanıza, bizleri şiddete ve öldürülmeye mahkum etmenize izin vermeyeceğiz.

Hep söyledik yine söylüyoruz. Kadın cinayetleri politiktir. Siyasal İslam’ın, gerici kadın düşmanı politikalarına karşı eşitlik, özgürlük mücadelemizden bir adım geri atmayacağız. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılma kararı bu ülkedeki kadınları hiçe saymak, kadın cinayetlerini görmezden gelmektedir.

 

Kadınlar sokaklarda, meydanlarda ve alanlarda yaşamak istediğimizi haykırmaya devam edecek! Kadınlar, kadın kazanımlarına hız kesmeden saldırıları süren iktidara ve onun yarattığı gerici odaklara karşı mücadele etmeye devam edecek!

Haklarımızdan da hayatlarımızdan da vazgeçmeyeceğiz. Bu kararı tanımıyoruz, kabul etmiyoruz! Karar, yok hükmündedir! Haklarımızın ve hayatlarımızın teminatı olan İstanbul Sözleşmesini savunacağız.

İstanbul sözleşmesi bizimdir, vazgeçmeyeceğiz”

MEYDANDA ÇEMBER OLUŞTURDULAR

Basın açıklamasının ardından meydanda büyük bir çember oluşturan kadınlar, erkekler tarafından katledilen kadınların isimlerini söyleyerek, “İstanbul Sözleşmesinden çıkmak için harcanan çaba, o kadınları korumak için harcansaydı kadınlar şimdi hayatta olurdu” dedi.